FARKINDA MIYIZ...?

  

Ülkemiz stratejik konumuyla, doğal güzellikleriyle, havasıyla, suyuyla, yer altı kaynaklarıyla asırlar boyu her milletin sahip olmak istediği bir ülkedir.

Ülkemizde artık dış destekli yerli iç düşmanların en büyük çapta olanının adını sanını, kim veya kimler olduğunu, nerde yaşadıklarını kime hizmet ettiklerini, ne yiyip ne içtiklerini ve ne yaptıklarını net bir şekilde anlayabiliyoruz.

Amerika bile, kurulduğu günden itibaren Yahudilerin ve masonların etkisinde kalmıştır. Bu yüzden yöneticilerin birçoğu bu kökenlidir. Başkanlarının çoğunun mason olduğu aşikardır. Örneğin Bush, Clinton, Benjamin Franklin, Abraham Lincoln gibi isimler en tanınmış isimler arasındadır. Gördüğünüz gibi dünyanın süper gücü olarak bilinen ABD dahi kimlerin kontrolünde sanırım anlamışsınızdır. Amerikan emperyalizmi karşıtlığı peşinde koşan birçok dernek ve vakıf neden hiç İsrail emperyalizmi adı altında bir tez ortaya koymamıştır. ABD hedef şaşırtmak için kullanılan bir unsurdur. Nasıl olsa süper bir güç kimse bir şeyde yapamaz mantığı güdülmektedir.

İsrail önüne çıkan her engeli ne pahasına olursa olsun aşmak istemektedir ve başarmaktadır. İsrailin Yahudi ırkının menfaatleri için yapmayacağı yoktur. Bu yüzden birçok kesim tarafından katil terörist bir ülke olarak bilinmektedir. Lübnan ve Filistin’de yaptığı katliamlar, katlettiği altı aylık bebekler, yüzlerce Müslüman insanımıza nasıl kıydıkları hala belleğimizden kazınmış değildir. Özellikle Dünyanın en önemli gizli servislerinden biri olan Mossad aracılığı ile dünya ülkelerinde çok önemli bir yaptırım gücüne sahiptirler. Bunun yanında siyasi, ekonomik, medya ve ticari alanda hizmet veren örgütleri de vardır.

Türk halkını kendi taraflarına çekmek ve içten içe yemek isteyen dış güçler her konuda saldırılarını gerçekleştirmektedirler. Bizim anlamadan içine düştüğümüz ve değerlerimizi kaybetmeye başladığımız konuların başında şunlar gelmektedir.

·         Gençleri ahlâksızlığa teşvik ederek aile yapımızı yıkmak için, televizyon kanalları vasıtasıyla aileler üzerinde oluşturulan birçok program vardır. Bu noktada dış ilişkileri kuvvetli olan televizyon kanalları üzerlerine düşen görevlerini son derece titiz ve sinsice yerine getirmektedirler.

·         Sanat anlayışımızı müstehcen kalıba sokmak için, eskiye nazaran şarkılardaki cinsel kelimeleri içeren cümlelerin artırılması ve kliplerde ki müstehcen görüntülerin bir hayli çoğalması sanatın sanatçının ve bunun yanında insanlığımızın kalıbını değiştirmektedir.

·         Dinimize olan hürmeti tahrip etmek için yazılı ve görsel basında İslamiyet üzerinde anlamsız ve yalan yanlış ortaya atılan görüşler yayınlanmaktadır.

·         Lüks ve zararlı modayı teşvik ederek insanımızın giyimi kuşamı ile oynama yapılmıştır. İçinde bulunduğumuz şu anki durum buna en iyi örnektir. Çevremize baktığımızda öyle kıyafetler görüyoruz ki daha 10 yıl öncesi bize çok abes gelen giysiler, şu an çok normal bir kıyafet halini almıştır.

·         İnsanımız faydasız eğlence ve oyunlarla oyalanmaktadır.  Televizyonlardaki sabah programları ve magazin programları tarzı faydasız yayınlarla insanımızın zamanı çalınmaktadır. Çoğu insanımız bilgisayar oyunlarından ve bilinçli oluşturulmuş bazı internet sitelerinden kendini alamamaktadır. Bu oyunların ve programların arkasında bilincimiz dışında insanlığa ters olan şeyler aşılanmaktadır.

·         İslamiyet hakkında yanlış öğretiler ileri sürülerek İslâmiyet yok edilmemeye çalışılmaktadır.

·         Ülkemizde yaşayan insanları sınıflara ayırarak aramıza husumet sokmaya çalışılmaktadır. Örneğin bu Kürt, bu alevi gibi nifaklar sokmaktadırlar.

·         Mali istikrarı bozarak ülkenin karanlık günlere gitmesine çaba sarf edilmektedir.

Daha bu yazdıklarım yapılanların özet kısımları. Lütfen dikkatli olalım. Oyun büyük Türkiyem. Bu yapılan soğuk savaşlar karşısında kendimiz ve ailemiz için önlemler almayı ihmal etmeyelim. Bu ülke bizim, gelecek güzel yarınlar bizim. Saygılarımla…

Mustafa TAKIR

mustafatakir@gmail.com 

Genç düşünceler, yeni Anayasa’nın temelidir…

Yeni Anayasa çalışmalarında gençlerin düşüncelerine yer verilmesi, Anayasa’nın “özgürlük kapsamındaki tanımına” önemli bir katkı sağlayabilecektir, diye düşünüyorum.

Demokrasi, milli irade, anayasa, sivil yönetim, özgürlükler, insan hakları, ifade hürriyeti lafızlı tüm bu kavramlara gençler sahip çıktıkça, Anayasa anlam ve değer kazanacaktır.

Gençlerimizin söylemlerinin hayata geçirilmesi babında yapılacak çalışmalar siyaset kurumuna da itibar kazandıracaktır.

Gençler geleceğimizdir. Düşünceleri ve sarf ettikleri sözleri bizim için bir nevi yol haritasıdır.

Çünkü, hazırlanacak yeni anayasa, onlarla var olacak; onlarla hayatiyetini devam ettirecektir.

1 yıl önce başlanan yeni anayasa sürecinde, toplumun bütün kesimleri neredeyse dinlendi, yeni anayasa ile ilgili görüşleri alındı ve yazımına başlandı…

Temel Hak ve Özgürlüklerden tutun da, Başkanlık sistemine kadar hemen her konuda “müzakereler gerçekleştirildi”.

50’ye yakın maddenin yazımının gerçekleştiği, yeni anayasa çalışmalarında, Türkiye milletvekilliği gibi dikkat çeken uygulamalarda var…

İşte biz, gençlerle, bu çalışmanın, taçlanacağına inanıyoruz.

Ve diyoruz ki;

Genç düşünceler, yeni anayasanın temelidir.

Gençler ise bu anayasanın asıl sahipleridir.

Saygılarımla…

 

Mustafa TAKIR

Yazılarım
ZULME ORTAK OLMA

       Ümmetin birliğini ve otoriteyi temsil eden kişilerin etkisiz hale getirilmesi ve İslam ülkeleri küçük parçalara ayrılmasından sonra Müslümanların üzerindeki kara bulutlar hiç kalkmadı. Daha düne kadar birçok zorluklarla boğuştuk. Başörtüsü olayı, katsayı olayı, dini kurumların kapatılması olayı, daha neler neler. Bugün yine birçok olayla karşımıza çıkıyorlar. Bahaneleri asla bitmiyor. Her fırsatta bir darbe vurmaya çalışıyorlar. Kendi canlarına zarar geldiği zaman ortalığı yakıyorlar yıkıyorlar. Oysaki binlerce şehit polisimiz ve askerimiz oldu. O zaman nerdeydi insanlık, nerdeydi insan hakları. Hükümet ayakta durdukça oyunlarda büyümeye devam ediyor. Kafirin ordusu asla uslu durmuyor.

    Ak parti döneminden öncede birçok kişi bu uğurda canını ortaya koydu. Ama her zaman din düşmanları yönetimi ele almayı başardı. Bugün dünya ülkelerine baktığımızda Müslümanlığı en rahat yaşayan ülke bizim ülkemiz. Namazımıza hiç çekinmeden gidebiliyoruz, kuranımızı okuyabiliyoruz, yardımlarımızı yapabiliyoruz, sokaklarda rahatça gezebiliyoruz, çocuklarımızı istediğimiz okula gönderebiliyoruz. Yani istediğimiz gibi özgürce yaşayabiliyoruz. Oysa diğer Müslüman ülkesinde durum böylemi. Okuyacak kuranı kerim bulamayanlar, gizli gizli namaz kılmaya çalışanlar, Müslüman olduğu için işkence görenler, canlı canlı yakılanlar var. Bunları bir düşünmemiz lazım. Kim ister camiye çekinerek gitsin. Kim ister kapalı olmak isteyene zorla başı açtırılsın. Kim ister evladı kapıdan çıkınca akşama kadar korku içinde yolunu gözlesin. Kim ister yaşadığı güzelim yerler savaş alanı olsun. Kim görmek ister annesi yanı başında şehit edilmiş çocuğun gözyaşlarını izlemeyi, eli kolu bağlı beklemeyi. Bu yazdıklarım sıradan okuyup geçen için belki hiçbir şey. Ama oturup kendimizi bir hesaba çekmemiz lazım. Hala minarelerimizde ezan sesi varsa evlerimizde kuranı kerim varsa, kuran kurslarında cıvıl cıvıl çocuklarımız varsa, istediğimiz gibi özgürce yaşayabiliyorsak, bu yaşantının bir bedeli olmalı. Zalimin zulmüne, kansıza soysuza, kafire deccale boyun eğmemeliyiz. İçinde bulunduğumuz durumun farkında olup kendimizi bir sorguya çekmeliyiz. Herkes inandığı değerler için yaşar. Bizde Müslüman olarak inandığımız değerlere sahip çıkmamız lazım. Ve bu uğurda savaş vermemiz lazım. Bu otoriteye sahip çıkmamız lazım. Birlik beraberlik kardeşlik içinde olmamız lazım.

    Geçtiğimiz haftalardaki yazılarımda bazı kesimler hakkında yazılar yazmıştım. Bu yazılarımı kesinlikle dini için çalışanları kırmak yada kötülemek için yazmadım. Bir kasa elma örneği her zaman kullanılmıştır. Aynı kasanın içinde sağlam elmalarda vardır, çürük elmalarda. Ama hiçbir zaman sağlam elma çürük elmayı eski haline getirememiştir. Ama çürük elma zamanla sağlam elmayı da çürütmeyi başarmıştır. Sağlam olan arkadaşlarımız lütfen o kasanın içinden çıksın. Biz inanan kişiler olarak Allah yolunda çalışan hiçbir kişiye karşı bir tek kelime söylemeye hakkımız yok. Bunun vebali büyük olur. İşte bizim içimizde bu uğurda çalışan arkadaşlarımız durumu bir analiz etmeleri lazım. Biz Allaha hizmet için varken kimlerin güçlenmesine ortak oluyoruz. Dünyada gücü eline almak isteyenlerin ekmeğine yağ mı sürüyoruz. Kendi çıkarları için Müslümanlığa leke düşürenlere yardımcımı oluyoruz. Gerçekten dini için hizmet veren arkadaşların durumun farkında olduklarına inanıyorum. Duyguları ile dinleri arasında karar vermeleri  lazım. Dediğim gibi o elma kasasından bir an önce kurtulmaları lazım. Allah bütün dünyada, iyiliğin yanında olanların yardımcısı olsun.  Saygılarımla…

                                                                                                             Mustafa TAKIR

                                                                                                             mustafatakir@gmail.com

GÖRÜŞÜRÜZ ALLAH İZİN VERİRSE...

Kılıcımızı kalkanımızı gömdük biz,

Siz sandınız ki tamamen öldük biz,

Sizin gibi ne kalleşler gördük biz,

Öfkesinden bütün dünya delirse,

Müjdelenen o sabah gelirse,

Görüşürüz, görüşürüz Allah izin verirse…

 

Değerli Kardeşlerim;

Ümmetin birliğini ve otoriteyi temsil eden kişilerin etkisiz hale getirilmesinden sonra, İslam ülkelerinin küçük parçalara ayrılması, İslam ülkelerini dışarıdan yönetilir hale getirdi. Bu gün yaşadığımız müdahaleler çoğu zaman halktan değil dış güçler tarafından desteklenen darbeler vasıtasıyla gerçekleştirildi. Sadece son 60 yılda İslam ülkelerine onlarca darbeler gerçekleştirildi. 

Ama artık Türkiye’nin, dolayısıyla İslam ülkelerinin bir umudu var. Ak Parti hükümeti dış güçlere karşı tepkisini koydu. Oyunlar bozulmaya başlandı. Millet gerçekleri görmeye başladı.  

Ama son günlerde birçok üzücü olay yaşadık. Yolsuzluk iddiaları çoğaldı. Kasetler, dinlemeler havalarda uçuşmakta. İftiralar şantajlar diz boyu, deccaller iş başında. Ak partinin karşısında olanlar kan kardeşi oldu. Başbakanı yolsuzlukla suçluyorlar. Söyle bir düşünmek lazım. Eğer başbakanın amacı yolsuzluk yapmak olsa neden dış güçlerle savaş içinde olsun ki. Müslüman’a eziyete neden tepki göstersin ki. Eğer amaç gerçekten para pul olsa, Müslüman’a eziyete ses çıkarmaz, darbelere göz yumar,  bana ne Mısır’dan, bana ne Suriye’den, bana ne Filistin’den derdi, bana ne ağlayandan derdi. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın derdi.  Ağababalarda başbakanı görülmez servetlerle besler, paralara mallara mülklere boğarlardı. Başbakan’da  bu dünya hayatını dilediği gibi yaşardı. Buna kim engel olabilirdi.  

Değerli kardeşlerim;

Başbakanın istediği gerçekten para pul değil. Dünya’da Müslümanlar huzur içinde yaşasın, ülkemizin vatandaşı en güzel şekilde yaşasın, kafirin zulmü altında kalmasın, bütün hizmetlerden faydalansın, darbelerin gölgesinde ezilmesin istiyor. Çocukların boynu bükük olmasın istiyor. Ve daha neler, neler. Hiç kimse diyemez ki ben hizmet almadım die. Bu döneme kadar kimin haberi vardı fakirden garibandan. Kimin haberi vardı engelli vatandaştan. Kimin haberi vardı köylüden çiftçiden… Biraz gerçekçi olmamız lazım. Hükümeti yargılamadan önce kendimizi yargılamamız lazım. Bir düşünmemiz lazım ben ne yapıyorum die. Boş yere vebale girmeyelim. Düşünelim… Ne yaptılar imajından kurtulup, yapılacak ne kaldı diye bakalım. Yapılan hizmetleri yazmaya sayfalar yetmez. Birileri bizi yönlendirmeye kalkmasın. Hepimiz akıllı insanlarız.  Biz birilerini yönlendirmeye çalışalım. Sonra Allah karşısında hesabımız büyük olur.

Son zamanda bazı gruplar hemşericiliği ön plana çıkartmak istiyor.  Ak parti hükümetinin ve belediyelerinin yöneticileri hangi memleketten olursa olsun, her bireyi aynı ölçüde bağrına basıyor buna emin olun. Hiçbir vatandaş diyemez ki bizi ayrı tutuyorlar. İnanın her bireye aynı imkanlar sunuluyor. Kimin cenazesi varsa bir telefonla hizmete koşuluyor. Köyüne evine kadar götürülüyor. Kimin düğünü varsa hediyelerle ziyaret ediliyor.  Sünnet olan çocuklar tek tek ziyaret edilip hediyeler götürülüyor. Yeni doğan çocuklara hoş geldin hemşerim denilip, hediyeler götürülüyor. Gençlerimize birçok spor aktivitesi yapılırken bunun yanında dini dersler veriliyor. Adabı muaşeret okulları açıldı. Dede torun lokalleri yapıldı. Şimdi soruyorum size; bütün bu imkanların kullanımın da kime nereli olduğu ne iş yaptığı soruldu mu? Sen şuralısın buralısın denildi mi? O zaman bir kez daha düşünelim. Yöneticimizin nereli olduğu fark etmez. Önemli olan hizmeti. Gerçekten Ak parti her vatandaşını aynı ölçüde bağrına bastı. Kimse hemşericiliğin arkasına sığınıp bir şeyler yapmasın. Kendi kararlarımızı kendimiz verelim.  Bir olalım, diri olalım. Saygılarımla… 

 Mustafa TAKIR  

    mustafatakir@gmail.com

BU ÜLKE HEPİMİZİN

2013 yılını bir çok zorluklarla atlattık. Ülkemiz bir çok sorunlarla mücedele etti ve bir hayli yıprandı. 2014 yılına girdik. Önümüzde 3 tane seçim var. İlk seçim olan yerel seçimler süreci başladı. Yerel seçim süreci için ilçe belediye başkan adaylarımız belli oldu.

Önümüzde 3 tane seçim var dedik. Bu seçimlerin her birinin Türkiyemiz için büyük önemi var. Seçimlerin sonucuna göre Türkiyenin kaderi belli olacak. Dış güçler kendi maşalarını başa geçirmeye çalışıyorlar. Çünkü büyüyen bir türkiye istemiyorlar. İstiyorlarki bize bağımlı kalsınlar bize kölelik yapsınlar. Tabi bunun demokratik yollardan mümkün olmadığını gördükleri için çeşitli darbe planları ile bu hayalleirini gerçeğe dönüştürmeye çalışıyorlar. Ama bilmedikleri bir şey var. Türkiye artık eski Türkiye değil. Tabi Türk halkının hassas olduğu konularda var. Bu sefer türk halkının en hassas olduğu konudan vurmak isteidiler. Yolsuzluk… Yollarını kaybetmiş yolsuzlar hükümeti yolsuzluk ile suçladılar. Ama halkımız bilinçlendi. Bu basit oyunlara inanmıyorlar artık.

Peki bu Dış güçlerin amacı ne? Neden bu kadar alçakca oyun? Amaçları belli. Kendi yönlendirdikleri ve kendilerine uşaklık yapacak bir Türkiye istiyorlar. Türkiye’nin büyümesini bölgede lider olmasını  istemiyorlar. Dünyada söz sahibi olmasını istemiyorlar. Yer altı kaynaklarının kontrellerinin Türkiye’de olmasını istemiyorlar. Müslümanların ön planda olmasını istemiyorlar. Dolayısı ile Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ıda istemiyorlar.

Peki başbakanımızı neden istemiyorlar;  Faiz lobilerine ve işbirlikçilerine maşa olmadığı için. İsraile haddini bildirdiği için. Terörle mücadelede cesaret edilemeyek konumlara geldiği için. Dünya’da eşi benzeri olmayan projeleri Türkiye’de hayata geçirmek istediği için. Müslümanların ümidi olduğu için. Zalimin korkulu rüyası olduğu için.

Başbakanımız bütün bu zorluklarla uğraşırken, bizde herbir birey olarak başbakanımızın yanıda olduğumuzu göstermeliyiz. Şahsi menfaatler uğruna partiye asla zarar vermemeliyiz. Önümüzde bir yerel seçim var dedik. Bu seçim, genel seçim kadar önemli bir seçim oldu. Her vatandaşımız şunu bilmesi lazım. Ak partinin oylarının düşeceği en küçük oran bile, Türkiye üzerinde oynanan oyunların dahada çoğalmasına neden olacaktır. Bu yüzden bütün vatandaşlarımızın birazcık düşünmesini, geleceğimiz için, kullanacağımız her oyun ne kadar önemli olduğunu bilmesini istiyorum. Gelin oyumuzun nereye gittiğini iyi bilelim. Zalime zulme ortak olmayalım. Oyunları birlikte bozalım. Bu güzel vatanımızda birlik beraberlik kardeşlik içinde yaşayalım. Zulme uğrayan müslüman kardeşlerimizin umudu olmaya devam edelim. Bu süreç artık parti meselesini aştı. Bu süreç ülke meselesi oldu. Türkiye için tek yürek tek bilek olma zamanı. Birlik ve beraberlik içinde Büyük Millet Büyük Güç. Saygılarımla…

 

Mustafa TAKIR

mustafatakir@gmail.com

ZAMAN BİRLİK ZAMANI


 

12 yıl önce. Tarih 3 Kasım 2002. Türkiye’nin içinden çıkılmaz halde iken erken seçime gittiği tarih. 2001 yılında yaşanan krizin etkileri ile Türkiye resmen iflas etmişti. Bütün dış güçler artık Türkiye’nin eski haline asla gelemeyeceğini düşünüyordu.  Ama 3 Kasım 2002 tarihi Türkiye için bir dönüm noktası oldu. Yeni bir yönetim hizmetin başına gelmişti. Ak Parti yüksek oy oranı ile hizmetin başına geçmişti.  Ak parti her dönem kendine siyasi ve ekonomik hedefler koyuyor ve bu hedefleri bir bir gerçekleşiyordu. Tabi ki Türkiye’nin gelişmesini istemeyen aktörler hiçbir dönem boş durmadı. Hükümetin devrilmesi için defalarca darbe girişimleri yapıldı. Ama ak parti her defasında daha da güçlenerek çıktı. 2008 krizin de bir çok Avrupa Birliği üyesi  ülke batarken Türkiye İMF den borç bile almadı. İMF den alınan her borç Türkiye’nin önüne konulan bir setti. Parayı veriyorlardı ama onların istediği şekilde harcamaya izin veriliyordu. Tabi ki listeleri de hazırdı. Devletin gelişmesine engel ne varsa hepsi bu listede. Türkiye’nin güçlenmesi Müslüman ve Türk devletlerinin umudu olması, büyük devletlere rakip konuma gelmesini kabul edemiyorlardı. Ama yeni ve güçlü bir Türkiye kurulmaya devam ediliyordu. Borçlarından kurtulan Türkiye’nin kasasında 150 milyar dolar birikmişti.   İç ve dış politikadaki tercih ve hamleler, hem içeride hem dışarıda bir çok aktörü rahatsız ediyordu. Ak Parti bütün vaatlerini yerine getirdiği için 2023 hedeflerinden rahatsız olan birçok ülke vardı. Bazı yatırımların yeni projelerin yapılmasını istemiyorlardı. İşte bu yüzden yine bir darbe girişimi daha yapıldı. 17 Aralık 2013’te Türkiye yine kirli oyunların içine sürüklenmeye çalışıldı. Bu sefer aktörler aynıydı ama maşa farklıydı.   

Peş peşe gerçekleşecek olan üç seçim vardı. Hangi aktör ve hangi zihniyetin Türkiye'yi yöneteceğini belirleyeceği için, siyasal mücadeleler hızlanmıştı. Bunun yanında Türkiye’nin kasasında biriken parada gözü olanlarda vardı. Ortak anlaşmalar yapıldı ve düğmeye basıldı. Ama kimdi bu maşa. Bu sefer maşa kendi içimizden idi. Emniyet yargı içine yerleşmiş aktörler koordineli hareket ederek, kendi zamanlamalarıyla bir operasyon yapabilecek kapasiteye ulaşmışlardı. Bu oluşum Türkiye içinde kendini bir güç görerek yapılacak seçimlerde önde olmak istiyorlardı. Tabi bunları destekleyen para babaları da arkalarındaydı. Bu sefer bahane yolsuzluktu. Bu güne kadar yolsuzluklarla boğulmuş yolsuzlar, yönetimi yolsuzlukla suçluyorlardı. Toplumun en hassas olduğu konulardan birisi olduğu için tercih edilmişti. Tabi ki buda hazırlanmış bir tuzak idi. Bu kadar büyük bir partide hatası olanlarda vardır elbet. Ama hiç bir hata karşılıksız kalmayacaktır. Ak parti asla yolsuzluklara karşı taviz vermeyecektir. Peki şimdi ne oldu. 17 aralık darbesine maşa olanlar Türkiye’nin istikrarını bozamadı. Keser döndü sap döndü. Ama olan İran Azerbaycan ve Hindistan ile yapılan anlaşmaya oldu. Bu anlaşmaların maliyet boyutu Halk Bankası üzerinden sağlanacaktı. Kuzey Irak’tan akacak petrolün para transferi de Halk bankası üzerinden yapılması planlanıyordu. Buna Amerikan FED de talipti ve FED bu işi kaptı. 17 Aralık operasyonunu yapanların kime hizmet ettikleri de açıkça ortaya çıktı.   

Ama artık Türkiye’de yaşayan her bir vatandaşımız bilinçli. Üzerimize oynanan oyunların farkında. Buradan bütün kardeşlerimize sesleniyorum. Şu an evimizde rahat bir şekilde oturabiliyorsak, ailemizle huzur içinde yaşayabiliyorsak bu hükümete borçluyuz. Aynı oyunlar diğer kardeş ülkelerimize oynandı. Kardeş kardeşi vuruyor. Yiyecek ekmekleri yok, açlık sefalet içinde yaşıyorlar. Lütfen kendimizi onların yerine koyalım. Orda yaşayan çocukların yerine çocuklarımızı koyalım. Bir çocuk için o şartlarda ölmek mi daha iyi yoksa yaşamak mı. Bu darbelerle bizde aynısı olabilirdik. Zaman birlik zamanı zaman kardeşlik zamanı. Darbecilere, faiz lobilerine, dinsizlere soysuzlara boynumuzu eymeyelim. Önümüzde bir yerel seçim süreci var. Yerel seçim deyip geçmeyelim. Ak partinin oyları düşerse bu oyunlar daha da büyüyecektir. Ben bütün kardeşlerimden şunu rica ediyorum.  A veya B partilisin fark etmez. Bu ülkede huzur içinde yaşamak istiyorsan, gelecek nesillerimizin sağlam adımlar üzerine basmasını sağlamak istiyorsan,  inandığımız dinin gereği gibi yaşayabilmek istiyorsan, birlik olalım. Hiç bir oyun hiçbir bahane bizi yolumuzdan çeviremesin.  Saygılarımla...

Mustafa TAKIR

ARTIK ANALAR AĞLAMASIN

      Yüzyıllardır kardeşçe yaşayan insanların arasına sokulan nifak tohumları ile ülkemizin, hem ekonomik, hem de sosyal olarak gelişmesi engellendi. Milletimizin farklılıklarını bir ayrışma aracı olarak kullananlar, bunu çok iyi tahlil etmişler ve ne yazık ki son döneme kadar başarılı olmuşlar. Mezhepsel ve etnik farklılıkları kabartarak, sanki toplumun birbirine düşman gibi bakmasına neden olmuşlardır. AK Parti'nin ilkesi ile Türkiye yeni bir döneme, yeni bir sürece girmiştir. Başta Anayasa değişiklikleri, hizmet odaklı siyaset anlayışı ile bir çok şey geride kalmıştır. Terör sorununa getirilen çözüm sürecini eleştirenlerin ortaya koydukları ne bir alternatif ne de başka bir projeleri vardır. Teröristlerin ülkemizden çıkması, silahların susması sanırım bazılarının işine gelmiyor. Terör herkesçe kabul ediliyor ki dış kaynaklı ve yabancı destekli bir projeydi. Çözüm süreci ise bizim, milletimizin projesidir, tamamen yerlidir. İç dinamiklerimizin, kardeşlik hukukumuzun yeniden tesisi ile sağlanacaktır. Çözüm sürecine karşı duran siyasi partilerin tabanları da bu sorunun artık ülke gündeminden kalkmasını istemektedirler. İnanıyorum ki Türkiye bu sorunu tamamen ortadan kaldırdığında çok daha iyi bir konuma gelecektir. Terör denen lanet bitsin. Artık analar ağlamasın...

 

                                                                                                                                                                                      Mustafa TAKIR


1 2 3
 
By A.ÇAĞLAR